
İstanbul’un en yüksek noktalarından biri olan ve Boğaz’ı tepeden seyreden Yuşa Tepesi, her gün yüzlerce insanın dua etmek amacıyla ziyaret ettiği en önemli inanç merkezlerindendir. Yaklaşık 195 metre rakıma sahip olan bu tepede, ziyaretçileri şaşırtan en dikkat çekici unsur ise 17 metrelik devasa bir mezardır.
Peki, Hz. Yuşa kimdir?
İslami kaynaklarda Yûşa‘ olarak geçen ismin İbranice aslı, “Tanrı kurtuluştur” anlamına gelen Yeşu‘dur.
- Peygamberlik Dönemi: Hz. Yusuf’un soyundan gelen Hz. Yuşa, Hz. Musa’nın en sadık yardımcısı ve sırdaşıdır. Hz. Musa’nın vefatından sonra İsrailoğulları’nın başına geçmiş ve onları kutsal topraklara taşımıştır.
- Kur’ân-ı Kerîm’deki İşaretler: Kur’an-ı Kerim’de doğrudan adı geçmese de tefsir alimleri iki yerde ona işaret edildiğinde birleşirler. Maide Suresi’nde korkusuzca mücadele eden iki inançlı liderden biridir. Kehf Suresi’nde (18/60, 62-63) ise Hz. Musa’nın Hızır ile buluşmak üzere çıktığı yolculukta yanında bulunan ve “fetâ” (genç yardımcı) olarak nitelendirilen kişinin Yûşa b. Nûn olduğu kabul edilir.
Yahya Efendi’nin Keşfi ve “Mecmeu’l-Bahreyn” (İki Denizin Birleştiği Yer)
Beykoz’daki bu tepenin Hz. Yuşa ile özdeşleşmesi, 16. yüzyılda yaşamış olan devrin büyük mutasavvıfı ve Kanuni Sultan Süleyman’ın süt kardeşi Yahya Efendi’nin (ö. 1570) manevi keşfiyle gerçekleşmiştir.
Rivayete göre Yahya Efendi, rüyasında Hz. Yuşa’yı görmüş ve peygamber ona kabrinin bu tepede olduğunu söylemiştir. Yahya Efendi tepeye çıktığında, bir çobanın sürüsünün o noktadaki otları asla yemediğini ve oraya basmadığını anlatmasıyla manevi olarak kabrin yerini doğrulamış ve burayı bir makam-kabir olarak tescil ettirmiştir.
Yahya Efendi’nin bu manevi keşfi, Kur’an-ı Kerim’de anlatılan sırlar ile muazzam bir uyum içerisindedir. Kehf Suresi’nde Hz. Musa ile Hızır’ın “iki denizin birleştiği yerde” (mecmeu’l-bahreyn) buluştuğu bildirilir. İstanbul Boğazı, Karadeniz ile Marmara’nın (ve dolayısıyla Akdeniz’in) birleştiği tam bir “iki deniz” kavşağıdır.
Müfessirler ve mutasavvıflar, bu kutsal buluşmanın gerçekleştiği yerin İstanbul Boğazı olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, Hz. Musa’nın bu büyük yolculuğunda her an yanında olan ve ona eşlik eden yardımcısı Hz. Yuşa’nın da bu kutlu topraklarda bulunması ve kabrinin (veya manevi makamının) İstanbul’un bu en hakim tepesinde yer alması, Yahya Efendi’nin manevi keşfini tam anlamıyla desteklemekte ve doğrulamaktadır.
17 Metrelik Kabrin Sırrı
Günümüzde Yuşa Tepesi’ndeki mezarın 17 metre uzunluğunda ve 2 metre genişliğinde olması, ziyaretçiler arasında büyük bir merak konusudur.
Yahya Efendi’nin manevi keşfiyle belirlenen bu alanda, peygamberin naaşına veya kabir sınırlarına basılmasını, saygısızlık yapılmasını önlemek amacıyla geniş bir alan (17 metre) duvarlarla çevrilmiştir. Bu uzunluk, fiziksel bir boydan ziyade, tarih boyunca gösterilen derin ihtiramın ve saygının sembolik bir göstergesidir.
Diğer İddialar ve Makam Mezarları
Hz. Yuşa, İslam tarihinde çok büyük bir askeri lider ve peygamber olduğundan, fethettiği veya ayak bastığı inanılan pek çok coğrafyada adına hürmeten makam mezarları (türbeler) yapılmıştır:
- Suriye (Maarretünnu‘mân): Suriye’nin İdlib kentine bağlı Maarretünnu‘mân ilçesinde Hz. Yuşa’nın adını taşıyan çok eski bir mescit ve türbe bulunmaktadır. İslam coğrafyacılarının bir kısmı gerçek kabrin burada olduğunu ileri sürmüştür.
- Ürdün (Salt Şehri): Ürdün’ün başkenti Amman yakınlarındaki Salt (Es-Salt) şehrinde, yine tepe üzerinde yer alan ve çok yoğun ziyaret edilen bir başka “Hz. Yuşa Türbesi” yer almaktadır.
- Gaziantep (Türkiye): Anadolu coğrafyasında sadece İstanbul’da değil, Gaziantep’in Boyacı mahallesinde bulunan Pir Sefa Hazretleri ile yan yana olan ve “Yuşa Peygamber”e nisbet edilen bir diğer makam-kabir daha mevcuttur.
Özetle: Tarihsel ve teolojik veriler, Hz. Yuşa’nın asıl kabrinin Filistin topraklarında (Kifl Haris veya Khirbet Tibneh) olduğunu gösterirken; İstanbul Beykoz, Ürdün Salt ve Gaziantep gibi noktalardaki kabirler, bu aziz peygamberin anısını yaşatmak için inşa edilmiş son derece kıymetli birer “makam-kabir” (saygı nişanesi) niteliğindedir.
Külliyenin Tarihsel Gelişimi
Osmanlı İmparatorluğu bu tepeyi yüzyıllar boyunca önemli bir dini ve sosyal merkez olarak korumuş ve imar etmiştir:
İlk Yazılı Belgeler ve Evliya Çelebi
17. Yüzyıl
Tepedeki mescit ve mezardan yazılı olarak ilk bahseden kişi Evliya Çelebi’dir. Seyahatnâme’sinde tepede bir mezar, bir tekke ve dervişlerin (fukara) bulunduğunu yazar. 1673’te Antoine Galland da günlüklerinde bu tekkeyi ve koruyucusunu teyit eder.
Sait Paşa’nın İmarı
1755 – 1756
Sadrazam Yirmisekizçelebizâde Mehmed Said Paşa tarafından tepeye ilk kez resmi olarak bir mescit ve tekke inşa ettirilmiş, kabrin etrafına kagir bir duvar çekilerek görevliler tayin edilmiştir.
Yangın ve Sultan Abdülaziz Restorasyonu
1863 – 1864
Meydana gelen büyük bir yangın sonucu harap olan mescit ve tekke binaları, dönemin Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in emriyle aslına uygun biçimde sıfırdan inşa ettirilmiştir.
Modern Restorasyon
Yakın Tarih
Külliye, Cumhuriyet döneminde de çeşitli yenilemelerden geçirilerek çevre düzenlemesi yapılmış ve bugünkü huzurlu ziyaretgah kimliğini kazanmıştır.