Zembille Fetva Veren Alim: Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi Kimdir?

Osmanlı İmparatorluğu’nda üç büyük padişaha (Sultan II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman) şeyhülislamlık yapmış olan Zembilli Ali Efendi, Anadolu’yu ilmiyle nurlandıran büyük alimlerden Cemaleddin Aksarayi’nin torunudur.

Küçük yaşta medrese eğitimine başlayan Ali Efendi, benzerine zor rastlanır bir hafızaya sahipti. Üstünkörü geçilen kalın kitapları bile harekesi harekesine ezberler, yaşından beklenmeyecek derinlikte sorular sorardı. Hocaları, onun bu üstün kabiliyetinin önünü tıkamaktan çekinerek, “Sen buralarda zayi olma, büyük alimlerden oku. Mesela Molla Hüsrev’e git” diyerek onu İstanbul’a yönlendirdiler.

Molla Hüsrev ona zahiri ilimleri öğretti ancak ardından şöyle buyurdu: “Bunlar işin zahiridir, şimdi sırlara ermen gerek. Bir Hakk aşığı bul ve ona köle ol.”

“Allahü teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi” sözünün sırrıyla, Ali Cemali Efendi’nin ihlası karşısına Zeyniyye tarikatı büyüklerinden Ebû’l Vefa gibi bir veliyi çıkardı.

Yavuz Sultan Selim Karşısındaki Dik Duruşu

Zembilli Ali Efendi, hayatı boyunca zühd ve takvasıyla tanınmış; içinde zerre kadar rütbe, makam veya şöhret hırsı barındırmamıştır. Hal böyle olunca, padişahlar karşısında bile doğru bildiğini söylemekten asla çekinmemiştir.

Bir gün, tavizsizliğiyle bilinen Yavuz Sultan Selim‘in vazifesini ihmal eden birkaç devlet memurunun kafasını vurduracağını duyar. Doğruca saraya koşar ve divan toplantısı olmasına rağmen Padişah’ın huzuruna çıkar.

Yavuz Sultan Selim kararlıdır: “Vazifelerini ihmal ettiler hocam, cezalarını vermem gerek!” der.

Zembilli Ali Efendi kaşlarını çatarak şu tarihi cevabı verir:

“Benim şeyhülislamlıktan anladığım tek bir şey var; senin ahiretini kollamak. Halbuki sen şu an vebale yürüyorsun. İnan, elîm bir azaba düçar olursun. Benden söylemesi!”

Bu sözlerin ardından kapıyı çekip gider. Koca Yavuz’a ise tek bir söz düşer: “Öyleyse affettik gitti!” İşte Sultan Şeyhülislamı bu pervasız, dik duruşu yüzünden çok sevmiş ve saygı duymuştur.

Zembil Hikâyesi: İsmi Nereden Geliyor?

Mübarek zat, her zaman mütebessim, refik ve yumuşak huylu bir insandı. Ufacık çocukları bile muhatap alır, onlara nasihat ederdi. Kendisinden ve makamından çekinen halk için pratik bir fıkıh yöntemi geliştirdi: Evinin penceresinden bir zembil (hasır sepet) sarkıtırdı.

Dini veya hukuki sorusu olanlar, sorularını bir kağıda yazıp zembilin içine bırakırlardı. Ali Efendi sepeti yukarı çeker, derhal fetvasını/cevabını yazar ve zembille tekrar aşağı sallandırırdı. Halk arasında “Zembilli Ali Efendi” olarak şöhret bulmasının sebebi işte bu güzel ahlakıdır.

1526 yılında vefat eden Ali Efendi’nin son günü de hoş olmuştur. Ayan beyan ölüme hazırlanmış, o gün görülmedik şekilde neşeli davranarak çevresindekilerle tek tek helalleşmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman ve Karınca Fetvası

Zembilli Ali Efendi denince akla gelen en zarif kıssalardan biri de Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman ile olan karınca meselesidir.

Sultan Süleyman, Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki ağaçlarda çok miktarda karınca görünce ağaçların kurumaması için çare aratır. Ağaçların gövdelerine kireç sürülürse karıncaların öleceğini ve meselenin çözüleceğini öğrenir. Ancak karıncaların canını yakmak istemediğinden, Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi’ye danışmak için şairane bir pusula yazar:

Dırahtı (ağacı) ger sarmış olsa karınca

Zarar var mı karıncayı kırınca?

Zembilli Ali Efendi, cihan padişahına İslam adaletini ve kul hakkının hassasiyetini gösteren o meşhur cevabını yine aynı zarafetle, şiirle verir:

Yarın Hakk’ın divanına varınca

Süleyman’dan hakkın alır karınca.

Bu cevabı alan Kanuni Sultan Süleyman, o ağaçlara ve karıncalara asla dokunmaz.

Yorum yapın