Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak dönemi olan “Muhteşem Yüzyıl”ın en etkili figürlerinden biri hiç şüphesiz Hürrem Sultan‘dır. Sadece saray içindeki nüfuzuyla değil, dönemin siyasetine yön vermesi ve geride bıraktığı muazzam vakıf eserleriyle de Türk tarihinin en güçlü haseki sultanları arasında ilk sıralarda yer alır.
Hürrem Sultan Kimdir? Saraya Gelişi ve Yükselişi
Bugünkü Ukrayna sınırları içinde kalan Rogatin (Rohatyn) bölgesinde yaşayan bir rahibin kızı olan Hürrem Sultan’ın asıl adı Alexandra Lisowska‘dır. Batı kaynaklarında ve Avrupa tarihinde ise yaygın olarak Roxelane (Roksolan) adıyla bilinir.
Genç yaşta Kırım Tatarları tarafından esir alınarak Kanûnî Sultan Süleyman’ın sarayına, İstanbul Harem-i Hümayunu’na gönderildi. Harem geleneklerine uygun olarak kendisine yeni bir isim verilirken; yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesi ve neşeli tavırları sebebiyle, Farsça “sevinçli, gönül açıcı, şen” manalarına gelen Hürrem adı layık görüldü.
Sarayda çok sıkı bir eğitim ve terbiye alan Hürrem Sultan, fiziki olarak klasik anlamda çok büyük bir güzel olmasa da;
- Parıldayan zeki gülüşü,
- Sarsılmaz, güçlü iradesi,
- Müzik ve edebiyat yeteneği,
- Kıvrak zekası ve zarafeti sayesinde kısa zamanda Sultan Süleyman’ın gönlünü kazanmayı ve Harem’de ön plana çıkmayı başardı.
Cariyelikten Haseki Sultanlığa
1521 yılında ilk çocuğu Şehzade Mehmed’i dünyaya getirdikten sonra cariyelik statüsünden Haseki Sultanlığa yükseldi. Ardından sırasıyla Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim (Sultan II. Selim), Şehzade Bayezid ve Şehzade Cihangir’i dünyaya getirerek saraydaki konumunu tamamen sağlamlaştırdı.
Kanûnî’nin annesi Hafsa Sultan’ın 1534’teki vefatının ardından, en büyük rakibi olan Şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan’ı saraydan uzaklaştırarak Harem’in tek hâkimi oldu. Hayatının büyük bir kısmını, oğullarından birinin Osmanlı tahtına geçmesini sağlamaya adadı. Ancak çocuklarından birinin tahta oturduğunu göremeden, 15 Nisan 1558 (26 Cemâziyelâhir 965) tarihinde yakalandığı sıtma veya kulunç hastalığı sebebiyle vefat etti. Cenaze namazı dönemin Şeyhülislamı Ebussuud Efendi tarafından kıldırılarak Süleymaniye Camii haziresine defnedildi.
Kanûnî Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın Büyük Aşkı
Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan birbirlerine sıra dışı ve büyük bir sevgiyle bağlıydılar. Kanûnî, edebiyat tarihinde “Muhibbi” mahlasıyla yazdığı şiirlerinde eşine olan derin aşkını, tutkusunu ve sadakatini son derece samimi bir dille aktarmıştır. Padişahın, Hürrem Sultan’a yazdığı mektup ve şiirlerde yer alan şu sözler bu aşkın en büyük kanıtıdır:
“Benim İstanbul’um, benim Karaman’ım, benim Bağdat’ım, benim Horasan’ım…”
Bu hitap, Kanûnî’nin gözünde Hürrem Sultan’ın koca bir imparatorluğun toprakları kadar değerli ve eşsiz olduğunu açıkça ilan etmektedir.
Hürrem Sultan’ın Vakıf Eserleri ve Hayır Hizmetleri
Hürrem Sultan, siyasi gücünü sosyal alanda da kullanmış ve ardında çok büyük hayır eserleri bırakmıştır. Mimari tarihimiz açısından bu eserlerin en önemlisi, İstanbul’da halen kendi ismiyle anılan Haseki semtindeki Haseki Külliyesi‘dir. Cami, medrese, mektep, imaret (aşevi) ve darüşşifadan (hastane) oluşan bu devasa kompleks, Mimar Sinan’ın mimarbaşı sıfatıyla İstanbul’da inşa ettiği ilk külliyedir.
Hürrem Sultan’ın diğer hayır eserleri ise şunlardır:
- İstanbul’da bir imaret ve günümüzde de korunan iki büyük hamam (Haseki Hürrem Sultan Hamamı).
- Edirne ve Ankara’da kendi adına inşa ettirdiği külliyeler.
- Kudüs’te yoksullar için bir darülaceze ve imaret.
- Mekke ve Medine’de kutsal topraklara hizmet eden çeşitli hayır yapıları.
Hürrem Sultan, yaptırdığı tüm bu eserlerin sonsuza kadar yaşayabilmesi için yüksek gelirli büyük vakıflar kurmuştur. Eşinin vefatıyla derin bir yasa boğulan Kanûnî Sultan Süleyman da onun ruhu için pek çok hayır eseri yaptırmış ve gelir kaynakları vakfetmiştir.
Mimar Sinan İmzası: Hürrem Sultan Türbesi
Hürrem Sultan’ın vefatının ardından, eşi Kanûnî Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan tarafından Süleymaniye Camii haziresine muhteşem bir türbe inşa edilmiştir.
Türbenin Mimari ve Sanatsal Özellikleri
- yüzyıl Osmanlı klasik mimarisinin en karakteristik örneklerinden biri olan türbe, şu mimari detaylara sahiptir:
- Plan ve Cephe: Sundurmalı bir girişe sahip olan türbe, dıştan sekizgen planlı bir kütle tasarımına sahiptir.
- Kubbe Tasarımı: Kubbe altında silindirik bir dönüş yapan kasnak yer alır ve bu kasnak üzerinde dönemin ünlü hat sanatıyla yazılmış celî sülüs ayet kitabesi dikkat çeker.
- Pencereler: Alt sıra pencerelerdeki klasik demir parmaklıklar, üst kısımdaki sivri kemerli filgözü dışlıklar ve taş profiller yapının olgun üslubunu tamamlar.
- İç Mekan Çinileri: Türbenin iç kısımları, pencerelerle mukarnaslı nişlerin sıralandığı alt kesimlerden başlayarak, göz alıcı bitki süslemeleri ve yazılarla bezeli 16. yüzyılın en zengin İznik çinilerini sergiler.
- Ahşap İşçiliği: Türbenin kapı ve pencere kanatlarında kullanılan kündekâri tekniği, Osmanlı ahşap işçiliğinin en nadide ve nefis örneklerindendir.
Türbedeki Sandukalar
Hürrem Sultan Türbesi’nin içerisinde toplamda üç adet sanduka bulunmaktadır:
- Hürrem Sultan’ın Sandukası: Türbenin tam merkezinde (ortada) yer alır.
- Şehzade Mehmed’in Sandukası: Sultan II. Selim’in oğlu (Kanûnî ve Hürrem’in torunu) Şehzade Mehmed’e aittir.
- Hanım Sultan’ın Sandukası: Kanûnî Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Hatice Sultan’ın kızı Hanım Sultan’a aittir.