Ebussuud Efendi Kimdir? Hayatı ve Kabri

Asıl adı Mehmed (Muhammed) olan ve tefsirinin mukaddimesinde kendisinden Ebüssuûd Mehmed şeklinde bahseden bu büyük deha; “Müftilenâm”, “şeyhülislâm”, “sultânü’l-müfessirîn”, “hâtimetü’l-müfessirîn”, “muallim-i sânî”, “allâme-i kül”, “Hoca Çelebi” ve “Ebû Hanîfe-i Sânî” unvanlarıyla anılmıştır. Peki, Osmanlı tarihinin en uzun süre görev yapan şeyhülislamlarından biri olan Ebussuud Efendi kimdir? Hukuk sistemine getirdiği yenilikler ve tarihe geçen fetvaları nelerdir? İşte detaylar…

Ebussuud Efendi Kimdir? Kısaca Hayatı

Ebüssuûd Efendi, yaygın kabul gören güçlü görüşe göre 30 Aralık 1490 (17 Safer 896) tarihinde, bugün Metris Kışlası ile Beşyüzevler Mahallesi’nin bulunduğu İstanbul yakınlarındaki Meteris (Metris-Müderris) köyünde dünyaya geldi. Babası, II. Bayezid’in Amasya sancak beyliği döneminden itibaren sevgisini kazanan, padişah olunca da İstanbul’a davet edilip adına tekke yaptırılan ve hünkâra olan yakınlığı sebebiyle “hünkâr şeyhi” diye bilinen İskilipli Muhyiddin Yavsî’dir (Muhyiddin Muhammed). Ebüssuûd Efendi’nin annesi Sultan Hatun ise ünlü astronom ve matematikçi Ali Kuşçu’nun soyundan gelmektedir (kaynaklara göre Ali Kuşçu’nun kızı veya kardeşi Abdünnebî’nin kızıdır). Dedesi Mustafa el-İmâd da Ali Kuşçu’nun kardeşidir. Ailesinin İskilip’e bağlı İmâd (Direklibel) köyünden olması sebebiyle bazı yabancı kaynaklarda yanlışlıkla Diyarbakırlı (Âmid ile karıştırılarak) veya Kürt asıllı (İmâdiye ile karıştırılarak) olduğu ileri sürülmüşse de bu iddialar gerçeği yansıtmamaktadır.

İlk tahsilini babasının yanında yaparak fıkıh, tefsir ve kelam okuyan Ebüssuûd Efendi, daha sonra Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi, Mevlânâ Seydî-i Karamânî ve meşhur Kemalpaşazâde (İbn Kemal) gibi devrin en büyük alimlerinden dersler aldı. Hocası Seydî-i Karamânî’nin kızı Zeyneb Hanım ile evlenen Ebüssuûd Efendi, müderrislik kariyerine Yavuz Sultan Selim döneminde (1516) İnegöl İshak Paşa Medresesi’nde başladı. Ardından Davutpaşa, Mahmud Paşa, Gebze Çoban Mustafa Paşa medreselerinde çalıştıktan sonra Sahn-ı Semân (Müftî Medresesi) müderrisi oldu. Buradaki başarısıyla sırasıyla Bursa ve İstanbul kadılıklarına yükseldi.

Ağustos 1537’de Rumeli Kazaskerliği görevine getirilen Ebüssuûd Efendi, Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte Kara Boğdan, Estergon ve Budin seferlerine katıldı; hatta Budin’in fethinden sonra şehirdeki ilk cuma namazını bizzat kıldırdı. Kazaskerliği döneminde, medrese mezunlarının adil bir sıra ile atanmasını sağlayan mülâzemet usulünü sistemleştirerek kanunlaştırdı ve ilmiye sınıfında önemli bir reform gerçekleştirdi.

  • Şeyhülislamlık Dönemi: 1545 (Şaban 952) yılında şeyhülislamlık makamına getirildi. Bu görevini Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad ve III. Mehmed dönemlerinde, ölüm tarihi olan 23 Ağustos 1574 yılına kadar yaklaşık 29 yıl (28 yıl 11 ay) boyunca kesintisiz sürdürdü. Şeyhülislâm olduğunda günlük 200 akçe olan maaşı, padişaha sunduğu eşsiz tefsir çalışmasının ardından aşama aşama 600 akçeye kadar çıkarıldı; böylece şeyhülislâmlık makamı hem maddi hem de manevi olarak kazaskerliğin üstüne taşındı. Kariyeri boyunca aralarında şeyhülislamlar, kazaskerler ve ünlü şair Bâkî’nin de bulunduğu yüzlerce değerli talebe yetiştirdi.

Osmanlı Hukukunda Bir Devrim: Şer’i ve Örfi Hukuk Sentezi

Ebussuud Efendi’yi tarihteki diğer şeyhülislamlardan ayıran en büyük özellik, Osmanlı’nın ikili hukuk yapısını (İslam hukuku olan Şer’i hukuk ile padişahın iradesine dayanan Örfi hukuk) mükemmel bir şekilde sentezlemiş olmasıdır. Ülke genelinde kazai birliği ve kanun önünde eşitliği sağlamak amacıyla yargılamada Hanefi mezhebinin esas alınması politikasını titizlikle yürüttü. Değişen sosyal ihtiyaçları gözeterek Hanefi fıkhı içindeki farklı yorumlardan yararlandı; örneğin kızların ancak velilerinin izniyle evlenebileceği kuralını getirdi ve nikahların kadı izniyle kıyılmasını zorunlu kılarak aile hukukunu güvenceye aldı.

Kanuni’nin Kanunnameleri ve Ebussuud Efendi

Kanuni Sultan Süleyman’asın sınırlarını aşan “Kanuni” unvanını kazandıran devasa kanunnamelerin hazırlanmasında Ebussuud Efendi’nin rolü büyüktür.

  • Padişahın örfi kanunlarını, İslam hukukunun genel ilkeleriyle uyumlu hale getirdi.
  • Osmanlı arazi ve tımar sisteminin hukuki altyapısını kurdu. Mülkiyeti devlete, kullanım hakkı ise halka ait olan “mîrî arazi” rejiminin hukuki sınırlarını çizerek çift akçesi, dönüm resmi ve öşür gibi vergileri şer’i temellere oturttu. Hazırladığı bu arazi hukuku reformu, sonraki asırlarda tüm kanunnamelerin temel mukaddimesini oluşturdu.
  • Hukukun bağımsızlığına son derece önem veren Ebüssuûd Efendi, şeriata uygun olmayan idari taleplere karşı padişaha bile “Emr-i sultânî ile nâmeşrû olan nesne meşrû olmaz; haram olan nesne helâl olmak yoktur” diyerek karşı çıkabilmiştir.

Tarihe Yön Veren Ebussuud Efendi Fetvaları

Ebussuud Efendi, görev süresi boyunca toplumsal, ekonomik ve siyasi hayatı derinden etkileyen binlerce fetvaya imza attı. Olağanüstü çalışma disipliniyle günde 1412 ve hatta 1413 gibi rekor sayıda fetva verdiği tarihi kaynaklarda meşhurdur. Kararlarında şeriat dairesinde kalan mutasavvıflara daima hürmet göstermiş, ancak tasavvuf maskesi altında toplumsal düzeni sarsan ve inanç esaslarını tahrif eden sapkın akımlarla (Muhyiddin Karamânî ve Hamza Bâlî vakalarında olduğu gibi) hukuken şiddetle mücadele etmiştir. İşte en çok bilinen ve tartışılan fetvalarından bazıları:

1. Para Vakıfları (Para Vakıfları Uyuşmazlığı)

Dönemin en büyük ekonomik tartışmalarından biri, nakit paranın vakfedilerek faiz benzeri bir gelirle (muamele-i şer’iyye) işletilip işletilemeyeceğiydi. Dönemin eski Anadolu Kazaskeri Çivizâde’nin ve daha sonra İmam Birgivi’nin para vakıflarına karşı çıkmasına rağmen Ebüssuûd Efendi, toplumun nakit ve kredi ihtiyacını gözeterek İmam Muhammed ve İmam Züfer’in görüşlerinden yola çıkıp para vakıflarının meşru olduğuna hükmetti. Yazdığı ünlü Risâle fî vaḳfi’l-menḳūl ve’n-nuḳūd eseriyle bu tezi savundu ve bu karar Osmanlı iktisadi hayatının kilit taşı haline gelerek kanunlaştı.

2. Karagöz ve Hacivat Oyunu

Ebussuud Efendi, halk arasında çok popüler olan gölge oyununa (Karagöz ve Hacivat) sınırlı bir serbestlik getirdi. Fetvasında, bu oyunların salt eğlence amacıyla değil, ibret gözüyle seyredilmesi ve ahlaki dersler çıkarılması şartıyla oynatılmasında sakınca olmadığını belirtti.

3. Kahve Tüketimi

Osmanlı’ya yeni giren ve kahvehanelerin açılmasıyla sosyal bir tartışma konusu haline gelen kahve tüketimi başlangıçta yasaklanmış olsa da, Ebussuud Efendi daha sonra kahvenin özünde haram olmadığına ve kararında tüketilmesinde sakınca bulunmadığına dair fetvalar vererek bu tartışmayı sonlandırdı.

Ebussuud Efendi’nin Eserleri ve Mirası

Ebussuud Efendi sadece bir hukukçu değil, aynı zamanda Türkçe ve Arapça şiirler de yazabilen çok güçlü bir tefsir, dil ve edebiyat alimidir. Toplamda 22 eser kaleme almıştır. Bu eserlerin en başında şüphesiz ki şu abidevi çalışma gelir:

  • İrşâdü’l-Aklı’s-Selîm ilâ Mezâyâ’l-Kitâbi’l-Kerîm (Ebussuud Tefsiri): Arapça kaleme alınan ve parça parça Kanuni’ye sunulan bu dev tefsir; belagat, dil analizi, ayetler arası tenasüp ve i’caz yönünden Zemahşerî’nin el-Keşşâf ve Beyzâvî’nin Envârü’t-tenzîl tefsirleriyle boy ölçüşecek derecede saygın bir kabul görmüştür.

Vakıfları ve İmar Faaliyetleri

Ebüssuûd Efendi, arkasında zengin bir mimari ve sosyal miras da bırakmıştır:

  • Eyüpsultan Külliyesi: Eyüpsultan Camii civarında kendi mezarının da yer aldığı; zâviye, sıbyan mektebi ve sebilden oluşan bir aile haziresi inşa ettirmiştir.
  • İstanbul Yapıları: Çapa/Şehremini civarında Macuncu Odabaşı mahallesinde kendi adıyla anılan ve Mimar Sinan tarafından inşa edilen meşhur Müftü Hamamı’nı (Macuncu Hamamı – günümüze ulaşamamıştır), bir çeşme ve sıbyan mektebi yaptırmıştır. Sahilhanesi ise Sütlüce’de yer almaktaydı.
  • Diğer Bölgeler: İskilip’te babasının türbesi yanına cami, imaret ve mektepten oluşan bir külliye; Kırım’ın Kefe şehrinde bir cami ve İnebahtı’da bir mescid inşa ettirmiştir.

Ebüssuûd Efendi, 23 Ağustos 1574 (5 Cemâziyelevvel 982) tarihinde vefat etti. Cenaze namazı Fâtih Camii’nde Muhaşşî Sinan Efendi tarafından kıldırıldı ve kendi yaptırdığı sıbyan mektebinin hazîresine defnedildi. Kanuni Sultan Süleyman’ın Sigetvar seferindeyken hasta olan Ebüssuûd’a yazdığı mektubunda onu; “Halde haldaşım, sinde sindaşım, âhiret karındaşım, tarîk-i hakda yoldaşım” sözleriyle taltif etmesi, onun Osmanlı devlet ricali ve adalet dünyasındaki sarsılmaz yerinin en büyük nişanesidir.

Paylaş

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: