
Molla Gürânî Camii, İstanbul’un fethinden çok kısa bir süre sonra, Fatih Sultan Mehmet’in hocası Molla Gürânî tarafından camiye çevrilmiştir. Bu dönüşüm sadece dini bir mekanın el değiştirmesi değil, aynı zamanda yapının Osmanlı mimari anlayışıyla harmanlanması sürecidir.
Camiye çevrilme aşamasında yapılan en önemli değişiklik, yapının yönünün Kabe’ye (Kıbleye) çevrilmesidir. Yapının apsis (doğu) bölümü Hristiyan geleneğine göre düzenlenmiş olsa da, Osmanlı döneminde güney duvara doğru yönelen bir mihrap eklenmiştir. Molla Gürânî döneminde eklenen ilk minber ve mihrap mütevazı olsa da, yapıya İslam kimliğini kazandıran ilk unsurlar olmuştur.
Minare İnşası
Yapının güneybatı köşesine tuğladan yivli bir minare eklenmiştir. Bu minare, Bizans tuğla işçiliğiyle uyum sağlaması için benzer malzemelerle inşa edilmiş, ancak Osmanlı formuna sadık kalınmıştır. Minarenin gövdesindeki işçilik, yapının dış cephesindeki hareketli tuğla süslemeleriyle görsel bir bütünlük arz eder.
İç Mekan ve Mozaiklerin Durumu
Dönüşüm sırasında, İslam inancındaki tasvir yasağı nedeniyle kilise döneminden kalma mozaik ve fresklerin üzeri ince bir sıva katmanıyla örtülmüştür. Bu durum, aslında bir koruma yöntemi işlevi görmüştür. 2017-2021 restorasyonunda bu sıva tabakası titizlikle aralanmış, altındaki Pantokrator İsa ve Meryem Ana gibi önemli mozaik betimlemeleri temizlenerek muhafaza altına alınmıştır. Bugün yapı, bu iki katmanlı tarihi (sıva altındaki Bizans sanatı ve üzerindeki Osmanlı kalem işleri) aynı anda barındırmaktadır.
Narteksin Kullanımı
Yapının en görkemli kısmı olan üç kubbeli dış narteks (giriş bölümü), Osmanlı döneminde “son cemaat yeri” işlevini üstlenmiştir. Bu alanın açık kemerleri, cami kullanımı için uygun bir giriş alanı sağlamıştır.