Ertuğrul Tekke Camii

Sultan II. Abdülhamid tarafından 1887 yılında yaptırılan ana bina, en başından itibaren hem mahallelinin ve padişahın özel muhafız birliği olan Ertuğrul Alayı‘nın namaz kıldığı bir cami, hem de Şâzelî dervişlerinin zikir yaptığı bir tevhidhane (tekke) olarak aynı anda hizmet verecek şekilde, tek bir gövdede tasarlanmıştır.

İstanbul’u Afrika’ya Bağlayan Dergâh

Bu yapının inşa edilmesinin en büyük siyasi ve manevi sebebi, Şâzeliyye Tarikatı’nın Medenî kolu kurucusu Trablusgarplı (Libya) Şeyh Muhammed Zâfir Efendi’dir.

II. Abdülhamid, Şeyh Zâfir Efendi’ye duyduğu derin hürmetin yanı sıra, onun Kuzey Afrika’daki muazzam nüfuzundan yararlanarak imparatorluğun Panislamizm (İslam Birliği) politikasını güçlendirmeyi hedeflemiştir. Tekke; Afrika’dan, Libya’dan gelen ulema ve tarikat liderlerinin İstanbul’daki ağırlama merkezi, bir nevi diplomatik köprü vazifesi görmüştür.

Mimari Özellikleri

Geç Osmanlı dönemi mimarisinin incisi olan bu iki katlı, karkas ahşap binanın mimarı hakkında da ciddi bir bilgi kirliliği bulunmaktadır. Birçok popüler kaynakta ana binanın dönemin meşhur mimarlarından Sarkis Balyan’a ait olduğu yazılsa da, tarihi kayıtlarda cami binasının mimarı kesin olarak tespit edilememiştir.

Ertuğrul Tekke Camii, moloz taş temel üzerine yükselen, dış cephesi tamamen ahşap kaplamalı iki katlı bir karkas yapıdır. Yatay ve dikey ahşap profilleri, zarif pervazları ve tavanlarındaki geometrik kalem işi bezemeleriyle tam bir Geç Dönem Osmanlı estetiği sunar. İlk inşa edildiğinde minaresi bulunmayan yapıya, 1905 yılına doğru bir minare eklenmiştir.

Külliyenin batı tarafında yer alan türbe, kütüphane ve çeşme ise 1905–1906 yıllarında, saray mimarı Raimondo d’Aronco tarafından eklenmiştir. Şeyh Zâfir Efendi‘nin 1903’teki vefatı üzerine inşa edilen bu türbe, Osmanlı mimari unsurları ile Avrupa’nın o dönem popüler olan Art Nouveau (Yeni Sanat) üslubunun dünyadaki en yetkin ve özgün harmanlarından biri olarak kabul edilir

Marangoz Padişahın İzleri: Ahşaptaki Ustalık

Sultan II. Abdülhamid’in siyasi zekasının yanında, Yıldız Sarayı’nda kendine ait özel bir atölyesi (tamirhane-i hümayun) olan, fildişi kakmalı ve sedefli eşyalar üretebilen çok usta bir marangoz olduğu tarihi bir gerçektir. Padişahın ahşaba olan bu tutkusu, tamamen ahşap kaplama olan Ertuğrul Tekke Camii’nin iç mekanında da kendini hissettirir.

Birçok tarihi kaynak ve dönemin hatıratlarında;

Camide, padişah ve ailesinin ibadet etmesi için ayrılan Hünkâr Mahfili’nin ahşap kafesli çıkmalarının,

Ahşap vaaz kürsüsünün Bizzat Sultan II. Abdülhamid’in kendi el işçiliği olduğu belirtilir.

Cumhuriyet Dönemi ve Günümüz

1925 yılında tekkelerin kapatılmasıyla birlikte uzun süre bakımsız kalan ve harap duruma düşen külliyenin cami dışındaki bölümleri, 1957 yılına kadar Şair Nedim İlkokulu olarak hizmet vermiştir. 1969–1973 ve son olarak 2000’li yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen kapsamlı restorasyon projeleriyle aslına uygun olarak yenilenmiş ve bugün tamamen ibadete ve ziyarete açık hale getirilmiştir.

Ertuğrul Tekke Camii Konumu

Yorum yapın