BURSA ULUCAMİ

TARİHÇESİ

Dördüncü Padişah Yıldırım Bayazid yaptırmıştır. Padişah, Şeyhül İslam Molla Fenari , Emir Sultan‘ının da bulundukları açılış töreninde ilk hutbeyi okuyan ve ilk namazı kıldıran erenlerden Somuncu Baba olmuştur. Ulu Cami’nin ilk imamı, Mevlid’in yazarı Süleyman Çelebi‘dir. Sene Milad 1400 açılışından az sonra Timur ve Karaman istilası olmuş, caminin cephesi yıkılmış, istilacılar gittikten sonra onarılmış ve dış yüzü tamamen sıvanmıştır. Sonraları ufak tefek onarımlarla 1854 depremine kadar gelmiş, depremde çok kubbe çökmüş, yazıları bozulmuş hemen büyük onarımı yapılmış, büyük yazı ustaları da yazıları düzeltmiş ve yenilerini eklemişlerdir.

KİTABESİ

Bir Hüsn-ü Hat sergisi olan Ulucami’de en eski tarihli yazı minber üzerinde bulunmaktadır. Camiyle yaşıt olan
minberin kapı alınlığında yer alan bu kitabe camideki diğer dini içerikli kitabelerden farklı olduğu için ve inşa tarihi verdiği için çalışmaya dâhil edilmiştir. Orta boy nesih harflerle yazılmış olan kitabede caminin/ minberin inşa tarihi bildirilmiştir.

MİNBER KİTABESİ

“Muazzam pâdişah Murad Han oğlu Yıldırım Bâyezîd tarafından H. 802 / M. 1399 yılında yaptırılmıştır”
MİMARLIK YÖNÜ VE DEĞERLERİ

Camii içten içe 49,96 x 63,36 m (3165,5 metre kare)’dir. 14.yüzyıl ruhaniyetini korur. Türk Osmanlı mimarlığına ışık tutan ilk büyük camii tipidir. Mimarının Ali Neccar olduğu sanılmaktadır. 12 ayak üzerine kemerlerle bağlanmış 20 kubbelidir. Kubbe – Kemer bağlantı kemer başları pandantifleri sade, mihraptaki ile batı minare önündekileri üçgendir. Şadırvanın üstü açıktır. Minberi ceviz ağacında, oyma ve şekilleri ile Selçuk Mimari özelliğini verir. Kapısı üstündeki kitabesi (Murad oğlu Bayazid’in emri ile 802 hicret yılında) yapıldığını (Miladi 1399) yan küpeştesinde ise yapan Tebriz köylerinden Devak’tan gelmiş Abdulaziz oğlu Mehmed, imzasını koymayı ihmal etmemiş. Caminin doğu kapısı da aynı stildedir. Çiçekleri altın varaklarla yapılmış olan mihrabı 1905′ te bir kısmnı da 1977′ de onardılar. 1780 ‘ de yapılan Hünkar mahfelinin altındaki salonu Abdullah Münzevi kütüphane haline getirmiş. Yekpare mermerden yapılmış taş kürsü 1231 Hicret yılında yapılmıştır. Müezzin mahfeli, altındaki kitabenin anlaşıldığına göre 956 Hicret (1554 Miladi) yılında yapılmıştır.

HÜSN-İ HAT YAZILARI

Duvarları sabit ve levha halinde 192 yazı vardır. Arap yazı biçiminin 13 çeşidinin örnekleri ünlü yazı üstatlarımızın M.Şevik, Abdulfettah gibi şaheserleri bulunmaktadır. Büyük tuğrayı Cezayirli diye ünlü bir yazı ustası 1192 hicret yılında almış bir hadis-i şeriftir. Batı kapısı önündeki ayakta, asılı levha, Hazret-i Üftade’ nin Ulucamii için söylediği bir kıt’adır. Yazıların hepsi ayet ve hadis parçalarıdır. Böyle bir yazı koleksiyonu başka bir yerde yoktur.

Hazret-i Üftade‘ nin Ulucamii için söylediği bir kıt’a

Bursa Ulucami ile özdeşleşen simge karakterlerden biri de meşhur “Vav” harfidir. Onu halkın gönlünde ve aklında bu ölçüde yer sahibi kılan ise merkezinde Hızır (as)’ın bulunduğu rivayetlerdir. Adı, Arapçada yeşil rengini ifade eden kelime ile anlam ilgisi taşıyan Hızır, söylencelere göre yeşilin bol olduğu yöreleri çok ziyaret eder. Bu yüzden Bursa’ya da sık sık geldiği ve her gelişinde mutlaka Ulucami’deki vav harfi önünde namaz kıldığı halk katında çok yaygın bir rivayettir. İnsanlar bu gün tam da o noktada namaz kılmayı apayrı bir bahtiyarlık sayarlar. Sülüs hattıyla yazılan bu sanat nadidesi, büyük deprem öncesinden günümüze ulaşan numunelerden biridir. Vav, sanat ve estetik değeri yüksek bir harf olduğu kadar mana cephesiyle de zengin bir derinlik ve incelik taşır Allah’ın vahdetini remzeden bir işaret oluşu, ebcet değeri 6 olduğu için iki tanesinin yan yana gelmesi halinde 66 sayısını yani Allah lafzının ebcet karşılığını oluşturması (Ulucamideki vav’da yer alan lâle de ebcet değeriyle 66 eder), insanın ana rahmindeki ve kulun secdedeki duruşunu hatırlatması, Allah’ın varlıklar üzerine kasem ederken bu harfi kullanması… gibi incelikler, vav penceresinden süzülüp gönül gözümüzü aydınlatan ışığın lem’alarına birer örnektir.

BURSA ULU CAMİ KÂBE KAPI ÖRTÜSÜ

  1. yüzyıl eseri olan Kâbe kapı örtüsü, Osmanlı Devleti ile Memlükler arasında yapılan Mercidabık ve Ridaniye savaşlarından sonra Memlük Devleti’nin yıkılması ile Mısır’da bulunan kutsal emanetlerin İstanbul’a getirilmesi esnasında; örtünün bizzat Yavuz Sultan Selim Han tarafından Bursa Ulu Cami’ye asıldığı rivayet edilmektedir.

Örtü, koyu yeşil (veya deri görünümlü ağır) atlas üzerine altın telle işlenmiş ayetlerle süslü, 405 x 332 cm ölçülerinde bir Memlük eseridir. Örtünün çevresi, siyah ipek atlas zemin üzerine pamuk ipliğinden yapılmış dolgular üzerine dival işi tekniğiyle işlenmiş geniş ve zengin bir bordürle çevrilidir.

Örtünün üzerinden serbest sarkan 5 parçadan dördü birbirinin eşi olup, sivrilerek son bulmaktadır. Dört sivri parçanın ucunda, ahşap üzerine gümüş levha kaplandığı görülmektedir. Ortadaki 5. parça ise dikdörtgen şeklinde olup, alt kısmı ağ şeklinde örülmüş ve ince kordon şeklindeki püsküllerle sonlanmıştır. Bu beş parçanın tam orta kısmında bulunan parçada ise Arapça bir kitabe yer almaktadır. Bu kitabe, Osmanlı Dönemi’ne ait bir kitabedir. Kitabede Osmanlı sultanlarının isimleri Yavuz Sultan Selim’e kadar zikredilip “Hâdimü’l-Haremeynü’ş-Şerifeyn” (Mekke ve Medine’nin hizmetkârı) olduğu belirtilmiş ve 10 Şevval 923 (Miladi 26 Ekim 1517) tarihi düşülmüştür.

Kâbe örtüsü, önemli bir sanat eseri olmasının yanında Mısır’ın fethi ve hilafetin Osmanlı İmparatorluğu’na geçişinin önemli bir siyasi belgesi niteliğini taşımaktadır. Kıble duvarında asılı durumda iken oldukça harap durumda olan yaklaşık 500 yıllık Kâbe örtüsünün bozulmasını durdurmak ve parçalanmış alanları destek kumaşlar kullanarak sabitlemek amacıyla 2009 yılında konservasyonu yapılmıştır.

Kâbe örtüsünün konservasyon çalışmasında modern teknikler kullanılarak asıl durumuna müdahale edilmeden bugünkü durumunun korunması sağlanmıştır. Örtü, müze vitrini içerisinde sabit sıcaklık ve nem ortamında yaşatılmaktadır.

KONUMU

Kaynak: Kazım Baykal, Ulu Camii bilgi panoları, BURSA KİTABELERİ ömer kaptan

Yorum yapın

Paylaş