
Asıl adı Muslihuddin Mustafa olan ve Hocazâde olarak bilinen Muslihuddin Efendi, hicri 838 (Miladi 1434) yılında Bursa’da doğdu. Babası Bursa tüccarlarından Yusuf Efendi’dir. Babasından dolayı Muslihuddin Efendi “Hocazâde” diye meşhur olmuştur. Daha küçük yaşta iken ticaretle uğraşmasını isteyen babasına karşı, Sultan’ın velileri ve Şeyh Veli Şemseddin, Muslihuddin’in babasını oğlunun tahsili için ikna etmeye çalıştıysa da başaramadı. Bu yüzden tahsil hayatının ilk yılları biraz gecikmeli başladı. İlk tahsilini Natırzade Medresesi‘nde Ayasuluk kadısının oğlu olup Ayasuluk Çelebisi diye tanınan Mehmed’den usul ve beyan dersleri alarak yaptı. Daha sonra Bursa Sultaniye Medresesi‘nde Hızır Bey‘in derslerine devam etti. Zekâsı ve yeteneği kısa zamanda hocasının ilgisini çekti ve onun yardımcısı (muid) oldu.
Sultan II. Murad, Hocazâde’yi önce Kestel kadılığına, ardından Bursa’daki Esediye Medresesi müderrisliğine getirdi. Bu sırada Seyyid Şerif el-Cürcânî’nin Şerhu’l-Mevakıf adlı hacimli eserini ezberleyen Hocazâde, çalışmaları ile II. Murad’ın güvenini kazandı. Fatih’in şehzadelerinin sünnet düğününde vaktin âlimleri toplanmış, Teftazânî ile Seyyid Şerif Cürcânî arasında geçen ilmî tartışma gündeme gelmiş; Ali Kuşçu, Teftazânî’ye karşı Seyyid Şerif Cürcânî’nin görüşlerini savunmuştu. Sonuçta Ali Kuşçu, Hocazâde’ye hak vererek onu II. Murad’ın huzurunda övmüştür.
Fatih Sultan Mehmed, ilim ehlini topladığını duyan Hocazâde, padişahla görüşmek üzere İstanbul’a gitti ve Mahmud Paşa tarafından hükümdara takdim edildi. İlmî tartışmalarda ve Molla Seyyid Ali’ye verdiği cevaplarla dikkat çekti. Bunun üzerine padişah onu kendisine hoca tayin etti ve ondan sarf dersleri aldı. Mahmud Paşa başta olmak üzere birçok devlet erkânının kıskançlığına yol açmış, hatta onu padişahın yanından uzaklaştırmayı planlayan Mahmud Paşa, onu Kazaskerlik makamına önermiş; padişah da bunu kendi arzusu sanarak kabul etmiştir. Kaynaklarda Hocazâde’nin bu görevi kabul etmek istemediği, ancak verilen bir görevi reddetmenin uygun olmayacağı yolundaki telkinlerle fikrini değiştirdiği anlatılır.
Kazaskerlik yaptıktan sonra bu görevden azledilince önce Bursa Sultaniye Medresesi‘ne, ardından İstanbul Sahn-ı Seman müderrisliğine tayin edildi. Tehâfütü’l-Felasife‘yi kaleme aldı. Padişah, Ali Kuşçu ve Alaeddin Ali et-Tûsî’den de aynı konuda bir eser yazmasını istemişti. Hocazâde çalışmasını dört ayda tamamladı. Eseri Fatih tarafından çok beğenilmekle birlikte padişah her birini 10.000 akçe ile ödüllendirdi, ayrıca Hocazâde’ye bir de kaftan hediye etti.
Fatih’in vefatından (1481) sonra öğrencisi Karamanî Mehmed Paşa vezir olunca, Hocazâde’yi İstanbul’dan uzaklaştırmak istedi. Hocazâde ise İstanbul’da kalmak istediğini söyleyerek İznik Medresesi’ne müderris ve kadı olarak tayinine sebep oldu. Fakat Hocazâde müderrislik görevine devam etti.
II. Bayezid tahta geçtikten sonra Hocazâde’yi önce Bursa Sultaniye Medresesi‘ne, ardından Bursa Müftülüğü‘ne tayin etti. Bu görevde iken kendisine felç geldi. Hidaye şerhini yazarken vefat etti. Söylentiye göre bu kitapla ilgili hazırladığı notların, Fenari Hasan Çelebi tarafından elinden alınıp kendi haşiyesine eklendiği rivayet edilir. Buna rağmen padişah ısrar edince haşiyeyi yazmaya başladı, ancak temize çekemeden vefat etti.
Muslihuddin ve Abdülaziz adında iki oğlu olup, ikisi de bir müddet müderrislik yaptıktan sonra Zeyniyye tarikatına intisap etmişlerdir. Hocazâde birçok öğrenci yetiştirmiştir. Bunların en meşhurları: Molla Bahâeddin, Molla Sirâceddin, Yarhisarlı Molla Mustafa Muslihuddin, Zünnunoğlu Ahmed, Kadızâde Kutbuddin Mehmed, Müim Çelebi, Paşa Çelebi ve Gıyâseddin Kutbuddin’dir. Kaynaklarda Eşrefoğlu Rûmî’nin onun damadı olduğu anlaşılmıştır. Hocazâde’nin çok titiz ve dikkatli bir araştırmacı olduğu nakledilir. Tehâfüt yazmasını istemesi Fatih’in ona olan güvenini gösterir. Hocazâde ile ilgili Bursalı Mehmed Tahir Efendi şunları söyler: “Hızır Bey’den tahsil eylemiştir. Hızır Bey kendisini takdim ve ‘Selamet-i idrakini teslim ederiz, izahı müşkül (zor) bir mesele çıkarsa ona müracaat ediniz’ demiştir.” (Bkz: Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri).
Hocazâde’nin Eserleri
- Tehâfütü’l-Felasife: Fatih Sultan Mehmed’in, Gazzali’nin Tehâfüt’üne nazire (benzer/karşılık) olarak bir eser yazmasını istemesi üzerine yazdığı en meşhur eseridir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir.
- Hâşiye alâ Şerhi’l-Hidaye: Mevlânâzâde diye de bilinir.
- Hâşiye alâ Şerhi’l-Mevakıf: Seyyid Şerif el-Cürcânî’nin eseri üzerine yazdığı haşiyedir.
- Hâşiye ale’l-Keşşaf: Hocazâde’nin vefatı üzerine kitap öğrencilerinden Molla Ünküdüddin tarafından temize çekilmiştir.
- Risale fi’l-Hakk: Allah’ın varlığı ve birliği üzerine yazılan eser.
- Risale fi İsbati Vücûdi’l-Bari: Yaratıcının varlığının ispatı.
- Risale’t-Tevhid.